Üye Değil misiniz?
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Üvey Anne Hikayemiz Yazdır
07 04 2008

Bugün ne kadar şanslı olduğumu hatırlatan bir gelişme oldu.

Akıllı Bebek'teki "Üvey Anne" yazımı okuyan atv'deki bir kadın programından bağlantıya geçmişler. Sevgili Banu'da bana telefonlarını iletti. Aradım. Bu programda yavruları tarafından fedakarlıktan kaçınmayan üvey anne hikayesi olarak annemi davet etmek istiyorlardı. Eğer bu mümkün değilse gidip benim onu anlatmamı. Ya da çevremdeki yine iyi bir üvey anneye yönlendirme yapmamı.

Annem maalesef iki yavrulu sayılır. Başında bir siroz hastası, bir de afacan mı afacan bir bebek. Bense onu anlatmayı hiç uygun görmedim. Gel ikiz annesi olmayı anlat deseler. Koşa koşa giderdim.

Ama onun kendinden olmayan çocuklara annelik yaparken hissettikleri nasıl benim ağzımdan anlatılabilir ki.

Benim gözlerimde sadece zulum görmemiş olmanın verdiği pırıltı, yüzümde onu anarken gülümseme olur.

Onun gözleri, yüzü ise senelerin mutluluğunu, kederini, pişmanlığını vs. velhasıl onun büyük vicdanını en iyi anlatır.

İyi varsın anne. İyi ki varsın Hatice Sultan. Seni çok seviyorum...

İşte o yazım;

ÜVEY ANNE 
Çoğumuzun ilk duyduğu kötülük efsanesi, kötü masal kahramanı, türk filmlerinin vazgeçilmez kötü karakteri. Peki ya toplumsal ve bireysel takdirimizi, sevgimizi, saygımızı, “öz” olandan daha çok hak eden “üvey” anneler. Ki bence çok gereksiz bir dilsel ayrım “öz” ve “üvey” anne…

İşte size bir “üvey” anne hikayesi;

Bir kadın düşünün; 30’lu yaşlarında, ilk evliliği. Eşinin 2 yıl önce  vefat eden eşinden 2 yavrusu var. Erkek olan 7, kız olan 8 yaşında. O yavrular hiç sorun olmamış evliliğin gerçekleşmesinde,  tıpkı evinin salonunda asılı duran, yavruların annelerinin resmi gibi.

Yuvasındaki 2. gününde oğlundan burnuna topuklu terlik yemiş, burnu kırılmış. Çocuğun amacı burun kırmak değil. “Git bu evden”in kendince ifadesi. İlk haftasının sonunda  iki çocukta beyaz çarşaflar altına girip, tabi ki 2 de göz açıp sözüm ona annelerinin hayaleti eve gelmiş “evi terk et uyarısı” yapmışlar ona.

Çünkü o yavrular da üvey anne hikayelerini o vakte kadar bolca dinlemiş.

Ama bu kadın hiç yılmamış. Kısa sürede yavruların sevgisini kazanmış. Onları büyütmüş. Bir çok anneden çok daha fazla emek vermiş. Sevgisini, ilgisini hiç esirgememiş. Babaya karşı kişilik savaşlarında hep çocuklarının yanında olmuş. O yavruların ölen annelerinin kabrini ziyaret etmiş. Duasını okumuş. Duvarında asılı olan resmi hiç indirmemiş.

Velhasıl o yavrular büyümüş. Büyürken de çevrelerindeki birçok “öz” annenin davranışlarını “üvey” anneleri ile kıyaslayıp ne kadar şanslı olduklarını düşünmüşler. Yavruları evlenmiş. Evlilik hazırlıkları bile “öz” annenin yaptıklarından kat kat fazlaymış. Çevresi “üvey anne ancak bu kadar yapar” lafını söylemesin diye.

Şimdi o üvey anne kendi doğurmadığı oğlunun 2 yaşındaki kızını da büyütüyor. Çünkü anne de baba da çalışıyor.

Düşünün şimdi böyle bir “üvey” anne yavrularını büyütürken, kötü üvey anne filmlerinden, kötü üvey anne masallarından, toplumun önyargısından nasıl etkilenmiştir. Kimbilir nasıl üzülmüştür, yüreği sızlamıştır. Bir tarafta kendi doğurmadığı yavrulara verdiği onca emek, duyduğu gurur. Diğer tarafta ise toplumun büyük kesiminin cahilliği, klişeleri, basmakalıp fikirleri.

Efendim o yavrulardan biri benim. Çevreme bakıyorum, medyadan izliyorum. Birçok “öz” anne. Fedakarlıktan, ilgiden yoksun. Çocuğuna özetle insanca muamele yapmayan, yeni eşini çocuğuna tercih etmiş, bebeğini büyütmesi için başkasına vermiş, kapı önüne bırakmış, bazılarını söylemeye dilim bile varmıyor.

Sonra bakıyorum “üvey” anneme boynuna sarılıp hiç bırakmayasım geliyor. “Öz” anneme haksızlık ettiğimi sanmayın. Onu 6 yaşımda kaybetmiş olmama rağmen onunla ilgili öyle güzel anılarım ve ailemden, komşularımızdan, babamdan dinlediğim öyle güzel hikayeler var ki. Hem de 30 senedir hala daha anlatılıyor. Yanımda olabilseydi şu satırları ona övgü olarak sıralayacağımdan hiç şüphem yok. Onunla ilgili yazdığım satırlar ise şu anda özelimde. Belki içimin daha az acıyacağı dönemde sizlerle de paylaşırım.

Sevgilerimle…

 

Yorumlar
Yeni EkleAra
Yorum yaz
Adınız:
E - Mail:
Başlık:
 
 

Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved.

 
< Önceki   Sonraki >
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Advertisement

En Son Yorumlar