Üye Değil misiniz?
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Anneliğimin 2. yıl Sendromu Yazdır
26 01 2009

Bebeklerim, uzmanların korkunç 2 dedikleri dönemi yaşamaya başladı. Ortaya çıkan tabloya bakınca anladım ki, her çocuğun bu dönemdeki tepkileri ve tatmin edilmesini talep ettikleri istekleri de başkaca.

Bizdeki durum karşısında, ciddi ciddi düşünür oldum.

Onlar mı? Yoksa ben mi? yaşıyorum bu sendromu diye.

Bebeklerimin, bu aylardaki algılayış biçimlerini öğrenip, süratle çocukluğa geçiş adımlarını gözlemledikçe ve işin doğasına enerjisi yetmeyen, içgüdü ve mantık çelişkisini yaşayan, dolayısıyla kafası sürekli karışan ben olunca, bizimkilere iki yaş sendromu yaşıyorsun demek haksızlık gibi geliyor.

Sonra o küçücük bedenlerden, hiç ummadığım becerilere ve kişiliklerine dair sinyallere de hayran oldum ben.

Mesela, Ataberk’in bitmek tükenmek bilmeyen enerjisine, azmine, keşifçi ve maceracı ruhuna, eğlenceli kişiliğine, sevdiklerine bağlılığına, hayranım. Dolayısıyla bu özelliklerin çoğunun, sıkça ortaya çıkardığı, karışık, sulu, kirli ve gürültülü manzaraya saygı duyuyorum.

Azra’nın empati ve algı gücünün yüksekliğine, sosyalliğine, kararlılığına, dolayısıyla tersi durumlarda inadına ve sevgisini doya doya ifade ediş biçimine hayranım. Yoksa o tiz çığlıklara katlanmak mümkün mü?

Onlar nasıl öğreneceklerini, günlerini nasıl geçirmek istediklerini, neyin kendilerini mutlu edeceğini çok iyi biliyorlar. En önemlisi, son derece içgüdüsel davranıyorlar.

Gülücük atsın, otursun, yürüsün, sözcükleri sıralasın diye gözlerinin içine bakan, sonsuz destek veren, bebeklerimle tek vücut olan ben, karşı taraftayım şimdi.

Tamam bireyselliklerini ilan eden, artık bizden kopmak isteyen onlar.

Fakat şimdiye kadar onların anneleri ile yaşadıkları süreç, disiplin, sınırlar, eğitim gibi konular da işin içine girince, aslında o kadar farklılaşıyor ki.

Mesela, engellemelerde kullandığım “hayır”a Ataberk bazen içerliyor. Bazen “hayır’ı test etme oyunu” oynamak istiyor.

Azra, “hayır”ı genelde dikkate alıyor. Fakat ne hissediyorsa, sonrasında, boynuma sıkı sıkı sarılıp öpmek gibi, bir davranış biçimi sergiliyor. Şu sıkça tekrarlanan, kabul edilmeyen davranışı açıklama kalıbının “Seni çok seviyorum” kısmı, sanıyorum onun tarafından henüz anlaşılamıyor.

Anlayacağınız, benim kitaplardan öğrendiğim yaklaşım biçimi, annelik içgüdülerimle çelişiyor.

Ayrıca yine kendi gözlemim, başkasının “hayır”ı anneden daha kolay kabul edilebilir oluyor. Sanıyorum annenin “hayır”lı yeni hali de anlaşılmaz geliyor onlara. “Yahu sen hep bizim taraftaydın, neden değiştin” bakışı atıyorlar sınırlamalarıma.

Dolayısı ile önerilen yaştan önce, zorunluluk dışı yuvalı günleri, içime sinmese de anlayabiliyorum artık. Çünkü biz annelerin de, tahammül sınırları çok başkaca.

Peki bebeklerimi anlasam da, benim enerjim yetiyor mu bu döneme?

Maalesef yetmiyor.

Özellikle birbirleri ile tartışmaları, bedenen ve ruhen çok yoruyor beni.

Dolayısıyla bu sendrom, fiziksel zorluğu bir tarafa bıraksam da, ruhen bana zarar vermeden geçecek gibi değil.

Ben de içinde bulunduğumuz duruma, bir iyileştirme yaptım. Pozitif elektrik aldığım, şeker mi şeker bir oyun ablası ile anlaştım. Bayram sonrası günümüze, 3 saatliğine de olsa eşlik edecek.

Eminim ki bu durum, benim sendromuma da, bebeklerime de iyi gelecek.

Sevgilerimle,
Özlem Eren

Not:
Tüm Akıllı Bebek annelerinin ve yavrularının, Kurban Bayramını kutluyor, sağlık ve neşe dolu bayram günleri geçirmenizi diliyorum.

Yorumlar
Yeni EkleAra
Yorum yaz
Adınız:
E - Mail:
Başlık:
 
 

Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved.

 
< Önceki   Sonraki >
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Advertisement

En Son Yorumlar