Üye Değil misiniz?
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Auto width resolution
  • Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
  • default color
  • red color
  • green color
Ana Sayfa
Warning: Call-time pass-by-reference has been deprecated in /var/www/vhosts/ikizdunyasi.com/httpdocs/v2/mambots/content/joscomment.php on line 51 Warning: Call-time pass-by-reference has been deprecated in /var/www/vhosts/ikizdunyasi.com/httpdocs/v2/components/com_comment/joscomment/comment.class.php on line 497 Warning: Call-time pass-by-reference has been deprecated in /var/www/vhosts/ikizdunyasi.com/httpdocs/v2/components/com_comment/joscomment/comment.class.php on line 1631 Warning: Call-time pass-by-reference has been deprecated in /var/www/vhosts/ikizdunyasi.com/httpdocs/v2/components/com_comment/joscomment/comment.class.php on line 1632
Dr. Harvey Karp - Mutlu Çocuk Yetiştirmenin Püf Noktaları Yazdır
21 07 2010
Evde çocuklarla dördüncü haftamız. Bugünü kendime ayırmak istedim. Çünkü hayatımı çok kolaylaştırdığını düşündüğüm insanı yakından görmek, sesini işitmek istiyordum. Baktım ki babamız bugünü bize ayıramayacak kadar yoğun. Buldum çözümü. Fakat 1261 gün sonra ilk defa. İhtiyacım olduğunda ikisini de güvenle bırakırım hissiyatı, bambaşka birşey. Yuvaya gidiyor artık benim çocuğumdan bambaşka. Yani bir konferanstayım telefonum kapalı, diğer ebeveynin bulunduğu yer de genelde kapsama alanı dışındadır ama benim içim rahat. Ne diyeyim yanı başınızda huzurla emanet ettiklerinizin bolca kıymetini bilin. Bu hissiyatı 1261 gün sonra yakalayan var.

Yanımda iki tane karnı burnunda anne adayı arkadaşım düştük yola. Acıbadem Maslak hastanesinin katılımcı olarak Prof. Dr. Harvey Karp'ı da davet ettiği "Mutlu Bebek Yetiştirmenin Püf Noktaları" isimli konferansına katıldık.

Benim anneliğime önce Akıllı Bebek'in, sonra hamileliğim boyunca takip ettiğim Anne Olunca Anladım tv programının, bir de bu yazarın kitaplarının emeği çok geçmiştir. Çocuklarımın dilini, ben ne söylersem o ne anları, hangi dönem neyi nasıl anları, bu doktor sayesinde keşfettim. Bugün ben çoğu bildiğimi tekrar ettim. Yanımdaki anne adayları da onu dinlemekten çok keyif aldılar. İki yanımda hamileler, karşımda birbirinden tatlı bebekler, ben ne hissettim derseniz? Tahmin ettiğiniz şeyi. Keşke ebeveyn olmak daha kolay birşey olsa, emin olun hiç düşünmem. Neyse ki Ekime kadar koklamak için elime alabileceğim 3 bebek katılacak aramıza. Bir nebze de olsa bu hissiyat körelir herhalde.

Ben öncelikle keyifle okuduğum "Mahallenin En Mutlu Yumurcağı" kitabını tavsiye edeceğim. Çünkü bence çocuk yetiştirirken gerçek bir başucu kitabı. Her metodu uygularsınız, uygulayamazsınız o ayrı. Benim de uygulayamadıklarım vardı. Fakat çocukla empati kurma yeteneğinizi ve ilişkinizi güçlendireceği kesin.

Gelelim Dr. Harvey Karp'ın özellikle ilk aylar için yeni doğan bebek annelerine verdiği tiyolara;

Dr. Harvey Karp, bebeğin, özellikle ilk 3 haftadan sonra artan ve 4. ayın sonunda genelde sona eren, çoğumuzun kolik olarak isimlendirdiği huzursuzlukların büyük çoğunluğunun henüz bu dünyaya hazır olmamasından kaynaklandığını düşünüyor. Annelerin doğruyu yapmadığını, çünkü kendi çocuğu için doğru anahtarı bulana kadar onların da gözlemlemeye, denemeye ve zamana ihtiyaçları olduğunu dile getiriyor.

Dr. Karp'a göre özellikle ilk 3 ay bebekle tek bir rahim gibiyiz. Bebeğin anne karnındaki sarılıp-sarmalanmaya, harekete, gürültüye ihtiyacı var.

Sakinleştirme yöntemlerine gelince;

İlk adım, kundakla (Fakat bildiğimiz kundaktan farkı ayaklar serbest kollar sıkıca bağlanıyor. Ağlamaya devam ederse hoşlanmıyor diye düşünme diğer adımları uygula)

İkinci adım, kolunun üzerinde yüzü koyun ya da yan yatır. Çocuğun hangi pozisyonda daha keyifli olduğunu yüzünü inceleyerek keşfet.

Üçüncü adım, yüksek sesle kulağına bir şişşşşşş.... (Bu şişşşş, elektrik süpürgesinin çalışması, vantilatör sesi, arabada dolaşmak gibi şeyler anne rahmini taklit. Bu nedenle huzursuz bebekte işe yarıyor. Doktor bu seslere beyaz gürültü adını veriyor. Amerikada bu sesi cd'ye kaydedip programlarına katılan ebeveynlere dağıtıyorlarmış.) Benim böyle bir uygulamaya ihtiyacım olmadığı için denemedim. Fakat örneklerde şaşılacak kadar işe yarıyor. Bu arada bu sarıp sarmalama ve şişşşş olayında erkekler fiziksel farklılıklar nedeniyle daha başarılıymış bilgilerinize...

Ve yine bu noktada bebeklerin sessiz ortamda olması gerektiğine dair bir yanılgımız var. Çünkü sesli bir ortamdan gelen bebeğin sessizliğe değil duyusal tatmine ihtiyacı var.

Dördüncü adım, emzirmek. Bir çocuğun günde 8-10 öğün beslenmesinin hayatta kalması için yeterli olduğunu ama daha sık beslemenin onların ihtiyaçlarına daha uygun olduğunu ya da en azından beslendikten 30' sonra yine ağlarsa tekrar emzirilmesi gerektiğini düşünüyor. Ben de emzirme süresi 2 saatlik bir döngüydü, aynı anda emzirmeyi becerebilene kadar döngüyü sıklaştırabilmem de akıl ve ruh sağlığım açısından mümkün de değildi. Bana tüm ihtiyaçlarım için kalan 30' neresinden kırpabilirdim ki? Fakat emzirmenin sakinleştirici etkisi, ilk 2-3 dakikada vücutlarının pelte kıvamına geçişi hala daha hatırımda.

Beşinci adım ise hareket ettirmek, sallamak. Jöle gibi sallanmaktan hoşlananı var, hızlı sallanmaktan hoşlananı. Bu da yine deneyip, rahatlamayı takip ederek bulunacak o bebeğe uygun anahtar. Bizimkilerde bolca hareket en işe yarayanı idi. Biri önümdeki kanguru da diğeri arkamdaki kanguru da ben evin işi ile ilgilenirken bana yapışık dolaşırlardı ve günde 3-4 saati bu hareketlerle geçirince Ataberk gibi özellikle ilk emme zamanları oltaya atlayan balık kıvamındaki ağzı ile bolca hava yutan gazlı bir bebekte, müthiş işe yaramıştı.

Ve tabi ki memede ya da kucakta uyuya kalan bebek, uyandığında yine uyuduğu pozisyonda olma ihtiyacı hissedecek. Bu durumda kendini sakinleştirmeyi ve uykuya geçişi nasıl öğrenecek? Doktora göre bunun çözümü en son emzirmeden sonra kundaklamak, beyaz gürültüyü sağlamak. Sonra yatağa koyup, 9-10 saniye sakinleşmesini beklemek. Kundaklamayı ilk 4 ay, beyaz gürültüyü ise ilk 1 yıl öneriyor.

Daha sonraki aylarda başlayan ve 5 yaşa kadar süren öfke nöbetleri konusundaki tiyolara gelince. Yine Dr. Karp'a göre bu dönemde çocukların beyin gelişimi tamamlanmamış oluyor. Özellikle sol beyin. Bu nedenle çocuk mesajları sağ beyne göre algılıyor. Doktor bu dönemdeki çocukları ilkel mağara insanları olarak düşünmemizi ve iletişimi bu doğrultuda kurmamızı öneriyor.

Mesela 2 yaşındaki bir çocuğa üzgünüm demeniz birşey ifade etmezken, ağlamanız gelip okşamasına neden oluyor. Kısaca çocuk için öfke nöbetleri karşısında sakin bir duruş ve uzun mantıklı cümlelerden birşey anlamıyor.

Bu nedenle bu tarz öfke nöbetlerinde sağ beyinin algılayacağı mimik, kısa cümleler ve uzun tekrarlardan yararlanmalıyız. Çocuk anladığımızı hissetmeli. Aksi durumda bazı çocuk daha fazla bağırarak öfkesini ifade edebileceğini düşünüyor, bazısı ise anlaşılamadığını düşünüp içine atıyor. Duygularını ifade edememesi ve anlaşılamadığını düşünmesi de onu mutsuzlaştırıyor.

Doktor bu dönemlerdeki öfke nöbetlerini de ya aşırı uyarmaya ya da yetersiz uyarmaya bağlıyor. Mesela tv çocuklar için aşırı uyarı. Apartman dairesinde yaşamak ise yetersiz uyarı. Tıpkı tarzanı eve kapatmak gibi. Bu nedenle hareketli bir 2 yaş çocuğu, gerekirse tüm gün parkta oynatılmalı.

Yine iletişimde çocuğu övmek de kendini iyi hissetmesini ve daha çok işbirliği yapmasını sağlıyor. Onun kazanmasına izin vermek, başarılarını dile getirmek, hatta bunu övgünün 2 dk sonrası oyuncağına dedikodu metodu ile anlatmak, kullanılan tekniği güçlendiriyor.

Ve sabrı öğretmek. Bu konuda ki örneği ise şöyle; Diyelim ki telefonda konuşuyoruz. Çocuk anne diyerek kendini ifade etmenin peşinde. Hemen telefondakini bekletip, çocuğa dönüp "tamam neyin var anneye göster" diyoruz. Tam cevap vereceği sırada bir dakika izin isteyip, telefonu süre sonunda kapatıp, çocuğa beklediği için teşekkür ediyoruz. Ya da çocuk bir kraker istedi. Tamam deyip vereceğiniz anda süre isteyip başka bir işi yapıp sonra dönüp, çok iyi bekledin sana 2 kraker demek, çocuğun beklemeyi sevmesini sağlıyor ve süre zamanla uzuyor.

Benim aklımda kalanlar bunlar. Daha fazla detay ve Dr. Harvey Karp için; hem kitap hem de www.happiestbaby.com

Sevgilerimle,
Özlem Eren
Yorumlar
Yeni EkleAra
Yorum yaz
Adınız:
E - Mail:
Başlık:
 
 
Security Image
Güvenlik için yukarıdaki resmi yandaki kutucuğa giriniz.

Copyright (C) 2007 Alain Georgette / Copyright (C) 2006 Frantisek Hliva. All rights reserved.

 
< Önceki   Sonraki >
İkiz Annesi Anlatıyor
  • Pause
  • Previous
  • Next
1/15
Özel Okul mu Devlet Okulu mu? Akıllı Bebek forumumuzdaki tartışma konusu hakkında ben de bir iki kelam edeyim diye başladım, gene ipin ucunu kaçırdım. Kusuruma bakmayın. Siz de uzun cevaplar ve göremediğim noktaları yazın, ödeşelim :) 

Forumumuzdaki grubumuzla, bizim neredeyse son bir senedir her toplanmamızda mutlaka konuşulan konulardan biridir bu. Grubun en acelecisi, her konuyu en mıcık mıcık edeni ben olduğum için de bu soru bana çok sorulur. Ben de daha çok araştırma, okul istatistiklerini hatmetme, bu konudaki uzman görüşleri ve ciddi başarı öyküleri ile ilgilenme gibi bir görev edindim kendime. Neyse ki her zaman olduğu gibi belli bir doluluğa ulaşınca da rahatladım. Çünkü bir nokta geliyor ki ortaya kocaman bir kör düğüm çıkıyor. Her iki seçeneğin iyi ve kötü taraflarını bilerek durumu kabullenmek de en kolayı oluyor.

Bu nedenle de kızıyorum bazı annelere. Tabi ki herkesin doğrusu aynı olacak değil ama “içinde varsa her yerde başarır” ya da “mutlaka özel okul olmalı iyi bir eğitim için” gibi tek cümleyi zihnine hapsedenlere...

Evet üstün zekalı ve özel yetenekli bir çocuğunuz var ise siz de bunu fark edip destekleyen bir ebeveyn olursanız çocuğunuz akademik başarıyı sağlar bu doğru. Fakat ne olur bu kararı işin uzmanları versin. Çünkü çok fazla hareketli bir çocuk, çoğu tv'deki dizi furyaları sayesinde oluşan bilmiş dil, bazıları için disleksi, bazıları için hiperaktivite, hatta bazen gelişim geriliği (einstain örneklemesiyle) birçok anneye, benim çocuğum üstün zekalı teşhisi koydurtuyor. Zaten böyle bir çocuğunuz var ise gerek okul öncesi eğitim kurumu ya da ilköğretim, bu konuda sizi aydınlatıyor. Siz farkına varılmadığını düşünüyorsanız kendiniz de başvurabiliyorsunuz bu kurumlara. Sonuçta size üstün yeteneklilerin olduğu bir devlet okulu mu? Yoksa belgelerinizle başvurduğunuzda burslu açılacak özel öğretim kurumlarının kapısı mı? bunu tercih etmek kalıyor.

Biz çocuklarımızın normal zekalı olduğunu farzederek kurgulayalım olayı. Öncelikle ilk vermemiz gereken cevap şu. Sahip olduğunuz çocuğu hayatı boyunca destekleyecek finansal kaynağa sahip misiniz? Değil misiniz? Eğer sahipseniz ister etiketi nedeniyle astronomik rakamların ödendiği, hatta çocuk doğar doğmaz ön kaydını yaptırdığınız özel bir okul seçin, ister “önemli olan herhangi bir okuldan diploma alması” deyin, “yurtdışına mı yollasam”, “benim diplomam mı vardı, bak neler başardım”ı, sizin için başarı kriterleri neyse sıralayın kafanızdan. Hatta biraz daha ileri gidip, çevrenize bolca ahkam da kesin. Ama bence iyisi mi halinize şükredin ve sukuneti tercih edin. Çünkü tabiri caizse tuzu kuru insanın, kendini karşı tarafın yerine koymaksızın eleştirileri ve önerileri, sıkıcı ve boş oluyor. Fakat başarı kriterlerini sadece para üzerine kurmayan, hem aklının hem de parasının gücünü birleştirerek faydalı insan yetiştirmenin peşinde koşan ebeveynler de çokça, haklarını yemeyeyim şimdi.

Gelelim çocuğunun geleceğini finanse edemeyecek olan ailelere. Ben bunlardan ülkemizin içler acısı olan, sadece devlet politikası ile düzeltilebilecek yüzüne hiç değinmeyeceğim. Fakat bizler gibi bir kesim var ki; çocuğuna ancak iyi bir eğitim verir ise içi rahat edecek. Ben elimden geleni yaptım diyecek. Bu çocuğum el bebek gül bebek büyüsün, fanus misali bir ortam yaratayım değil. Zaten bu yaklaşım biçimi bu sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerin harcı da değil.

Amaç; Ben, çocuğumun yetenekli olduğu alanları keşfedebileceği ortamları hazırlayayım. Potansiyelini çıkarabileceği bir eğitimi alması için uğraşayım.

Çünkü hepimiz bulunduğumuz noktada biliyoruz ki mutlu olduğun işi yaparsan, o işte başarılı da olursun. Para odaklı bir yaşam felsefen de yoksa mutlu olduğun işte kazandığın parayla, hayatını, keyifle idame de ettirebilirsin.

Önemli olan sadece fakülte bitirmek de değil. Evet azmedersen bitirirsin, ama mutlu olduğun bir işi mi yapıyorsun? İstediğin işi mi seçtin, yoksa bu şehirde ben bu bölümü bitirsem iş bulurum mantığı ile sana tad vermeyenini mi? Yeterince aydınlandın mı bu seçimi yaparken?

Ya da o bitirme ve birçokları için ciddi başarı serüveni, debelenmemiş, kolayı seçmiş, fakat senin gibilerin sırtından “isteyen yapıyor”la başlayan, laf ebeliğine dönüşünce "sık gırtlağını" geçiyor mu içinden. Benim geçer valla. Fakülte bitse, çok iyi paralar da kazansan, kolay mı sanıyorsun hiçbir ek eğitim olanağından yararlanmadan bitir, cidden tırnaklarınla kazıyarak geldiğin o mesafe, ya da mutlu olmadığın bir işi seçme zorunluluğu, hiç yormaz mı insanı? Hiçbir ebeveyn kendi yaşadığı sıkıntıları çocuğu yaşasın istemez. Bu da son derece normal. Ama yaşanmamış sıkıntıların üzerinden ahkam kesmek cidden çok kolaydır. İnsanız, ben de ara sıra yaparım bunu, neyse ki kendime gelmeyi de, gerektiğinde özür dilemeyi de bilirim.

Bu noktada işte "özel okul mu devlet okulu mu" özellikle eğitim altyapının oluşacağı ilköğretim kısmında devreye giriyor. Sınıf mevcudu, okulun donanımı, çevresi, özellikle öğretmen hepimizin önemsediği konular. Fakat maalesef devlet okulunda öğretmen seçme şansın çok az. Tamam bulunduğun muhitte diğer velilerin geri dönüşleri bir referans ama aynı öğretmen için 3 farklı yoruma, ben bizzat şahidim. Çünkü velilerin herbiri başka profilde. Yani senin iyi öğretmen kriterin için, senin gibi bakan bir gözün referansına ihtiyaç var. Adı şu anda her ne ise SBS başarı puanı gibi bir hesap tek kriterse, o da devlet okulları için kapıya asılan listeler üzerinden, ciddi bir araştırma gerektirir. O referanslı öğretmen senin çocuğunun başladığı seneye denk gelecek de, başka bir okul ise oraya nakil yaptırmanın türlü yollarını deneyeceksin de bunlar cidden zor işler.

Fakat iyi öğretmeni bulamamak da dünyanın sonu değil. Sonuçta ebeveynlerden biri okul dışındaki zamanlarda çocuğu ile ilgilenebilirse, öğretmenin ciddi davranış problemleri de yoksa, eğitim ile ilgili birçok sorunu çözebilirsin ilkokul döneminde. Fakat tabi ki altyapının atıldığı dönem. İnsan, kendi değil, bu işin eğitimi almış, işinin ciddiyetini bilen biri bu işi yapsın da istiyor. Annenin babanın omuzlarına bir de eğitmenlik yükünü alması ne derece doğru olur, tartışılır. Doğru seçilmiş özel okulda ise bu öğretmen seçimi, o kurum tarafından yapılıyor. Çünkü nihayetinde öğretmenin başarısı kurumun başarısı. Ölçme değerlendirme işi sıkı tutuluyor. "Deneyimli öğretmen devlet okulunda, gençler az ücret aldıkları için özel"de gibi duyumlar da bana pek gerçekçi gelmiyor açıkçası. Çünkü her iki durumda da eğitimcilerin aldığı komik rakamları biliyoruz. Bir de ben mesleki eğitim gibi bir konuda olsa da 7 yıl bu işi yaptım ve öğretme becerisi, isteği, sadece deneyimle de olmuyor. Bunu hem kendimin hem de genç meslektaşlarımın sınav randımanlarından ayrıca eğitim sonrası, iş yerindeki performanlarını takip eden sürecin parçası olduğumdan biliyorum. Çünkü önemli olan sadece rakamsal karşılıklar olsa, ne öğrenmenin büyüsü kalır ne de öğretmenin yüceliği. Gerçi azalmıyor da değil.

Okulun çevresi önemli. Şiddet eğiliminden, bağımlılık yapan madde satışlarına kadar. Bu tehlike özel okulda da var devlet okulunda da.

İngilizce diyor birçok veli. Endişelerine hak veriyorum çünkü ben de kayıp olarak görüyorum 3 seneyi. Fakat 10 yaşa kadar da verimli olacak bir süre var. Bu dışarıdan da takviye edilebilir. Ayrıca dile yeteneğinin olması da önemli bir nokta. Kısaca, çok büyük kayıp olarak algılanmamalı bu durum.

Fakat işin sosyal çevre boyutu var ki işte bu nokta en büyük karamsarlığım oluyor. Özgür Bolat takipçisiyseniz benim gibi. Hürriyetteki son yazısını okumuşsunuzdur. Orada belirttiği bir araştırma sonucundan alıntı: "Bir çocuğun ailesinin sosyo-ekonomik statüsünün, çocuğun başarısına etkisi % 8. Yani eğitimli ve zengin ailelerin çocuklarının başarılı olma ihtimali daha yüksek. Ama asıl çarpıcı bulgu şu: Bir çocuk sosyo-ekonomik statüsü yüksek aileden gelen çocukların gittiği okula gidiyorsa, bunun çocuğun başarısına etkisi tam %45. Bu büyük bir etki. Çocukların kimlerle okula gittiği son derece önemli. Okul seçimi onun için dikkatlice yapılmalı"

Ben bu araştırma sonucunu bilmesem de aklımı karıştıran, kendine yakın bir çevre yerine, bu kadar kozmopolit bir şehirde, çok başka kültürlere ait insanlarla, daha kişiliğinin oturmadığı yaşlarda dirsek temasında bulunacak olmasıydı. Çünkü çocuklar özellikle de bu konularda işlenmemişse hesap kitap yapmazlar, aldıkları enerjiye bakarlar. Tamam yaşamının her döneminde farklı kişiliklerle ve kültürlerle yolu kesişecek ama ilk 10 yaşın önemi çok başka. Çünkü bu devlet okullarının büyük çoğunda, etkin bir rehberlik sistemi de yok. Ebeveyn, hafiyelik de yapmalı anlayamadığı davranış değişimleri için. Eski dokunun bozulmadığı mahalle kültürüne devam edebilenler çok şanslı. Var mı hala daha sınıftaki çocukların ebeveynlerinin büyük çoğunluğunun aynı işi yaptığı, annelerin yarısından fazlasının hali hazırda görüştüğü sınıflar. Bu kadar kalabalık ve karışık bir ortamda “elin üstünde olacak, sürekli takip edeceksin” türden laflar havada kalıyor.

Ayrıca kişinin okul yaşamının, okul sonrası hayatına etkisini de düşünürüm hep. Ben kendi mesleğimde bile şahsen yaşadım bunu. Akademik kariyer ya da şirketlerde kariyer yapmayı hedeflemiş bir çevrenin yanında, kobi sahibi arkadaşlarımın da olduğu bir çevre olmuş olsa idi, eminim ki büromu yürütmek, yarı zamanlı iş bulma peşinde koşmaktan çok daha kolay olacaktı. Özellikle serbest meslek sahibi olarak bir iş yapacaksanız, ya da iyi bir girişimciyseniz, bu çevre sizin için çok önemli oluyor. Bir hukukçuyu, bir mimarı, bir mali müşaviri, herhangi bir iş alanında iyi fikirlerini parasal nedenlerle kenarda bekleten girişimcileri geçirin kafanızdan, sosyo-ekonomik düzeyi iyi bir çevrenin katkısı ne kadar yüksek olurdu işine.

Tabi ki çocuğun kişiliğinden, sosyalliğine kadar bir sürü etkenler de var hesaba katmak zorunda olduğumuz. Ve şöyle bir gerçek de var, her özel okul arzu ettiğimiz kazanımları vermiyor. Çerçevesini ideolojik amaçlar üzerine oturtanı da var, çocuğa "müşteridir, veli nimetimdir" muamelesi yapanda. İşini hakkıyla yapanı çok az.

Ayrıca dişinden tırnağından arttırıp, parayı denkleştirip, tüm kazancı özel okula yatırmak da aileyi ve belki de çocuğu zora sokacak bir olay. Çünkü çocuğun özel okul parasını ödeyebilmek de tabloyu iyileştirmiyor. O yaşamlara, çocuğunuz uyum sağlamak isteyecek, farklı olmak hoşuna gitmeyecek. Üzerine bir %25'de bu standarda uyum için eklemelisiniz. Burslu okuyan arkadaşlarımın hepsinden olmasa da çoğundan işitmiştim bu sıkıntıyı ki, kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacak bir zeka güçleri de vardı.

Özel okulun hayatı anlayamamış, şımarık çocuklar yetiştirdiği inancına gelince de ben buna katılmıyorum. Çünkü bence o çocukları okul değil ebeveynler yetiştiriyor. Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olanların bu konuda potansiyeli yüksek olsa da, her kesimden çıkıyor bu çocuklar ama tablo şımarık olmuyor da başka türlü oluyor. Hiç tanımadınız mı? Parasal güvencesi olmadığı halde, tembelliği seçenini, hayatındaki hiçbir şey için debelenmeyip, kolay yoldan ya da başkasının sırtından geçinmeyi yaşam biçimi olarak kabul edenini.

Bir düşünün çocuğunuza en çok hangi cümleyi kurarak hitap ediyorsunuz? Nasıl seviyorsunuz onu? İnsanları eleştirirken nelerini ön planda tutuyorsunuz? Bakanın değil ama görenin görebildiği, bir çelimsiz sokak köpeği ya da mevsim şartlarına uygun giyinme olanağı bulamamış insanlar hakkında konuşuyor musunuz onunla.

Şartlarınız nasıl olursa olsun, kıyafette, evde kullanılan malzemelerde, geri dönüşümü biliyor mu çocuklarınız? Çevre kirliğini anlayacak yaşta olmayabilir ama bundan üç kuruş para kazanmak için çöp kutusu içinde debelenenleri gösterip, yardım olsun diye evde ayırıyor musun çöpünü? Kaydırak ve eski oto koltuğu satıldığında, yeni bisikletini alabiliriz gibi bir hesap yapıyor musunuz onunla mesela? Öyle çok örnek var ki... Ama sen bunları uygulayamıyorsan evinde, hiç suçlama okulu.

Maalesef ülkemizin şartlarında, doğru olacak okulda çoğumuz akıl birliğine varıyoruz ama tersi de dünyanın sonu değil. Ben, araştırarak, fırsatları kollayarak, peşinden koşarak, çoğu zorluğu kolay edebileceğimize inanıyorum. Sonuçta insanın kendi şartları içinde, kendince başarılı olma kriterlerine ulaşması, en önemlisi bunun için elinden geleni yapması, onun gerçek mucizesidir değil mi?

Sevgilerimle,
Özlem Eren
Devamı...
 
 
Seyahat
Image İkiz - Üçüz Bebeklerle Seyahat Hazırlıkları Bebeklerinizi yardımcısız büyütüyor olabilirsiniz. Bu durumda acil evden ç...
     
Masallar - Tekerlemeler
Image Tekerlemenin Önemi ve Tekerlemeler Tekerleme, çocuğun dinleme, konuşma ve dilin anlam yapılarının, cümlelerin, dilin &...
 
Mekan
Image The Play Barn-Erenköy Çocuklar için bol materyallerle dolu, güleryüzlü personelin profes...
 
OOPS. Your Flash player is missing or outdated.Click here to update your player so you can see this content.
Advertisement

  • Hoş Geldiniz

    Özlem Eren'in ikiz bebekler hakkındaki tüm bilgi ve tecrübelerinin,

    Azra ve Ataberk’in büyüme maceralarının paylaşılacağı,

    İkiz Dünyası, siz değerli ziyaretçilerimizin ve tüm ikiz annelerinin yapacağı katkılarla yanınızda.

    Azra ve Ataberk’e güzel bir anı olması, ziyaretçilerimize keyif vermesi ve bebeklerini büyütürken katkıda bulunması dilekleriyle.

    Güzel paylaşımlara…

  • Güncel
  • Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Azra ve Ataberk'e bir anı bırakın.

    Düşüncelerinizi, bizimle ve site okuyucuları ile paylaşın...

     

    Doğum Günü Defteri

    Azra ve Ataberk'in doğum günü defterine göz atın....

    Sevdikleri Azra ve Ataberk'e doğum günlerinde nasıl bir hatıra bırakmış öğrenin....

     

     

 
www.ikizdunyasi.com

Mali Gündem Ozlem Eren

www.ikizdunyasi.com

Uzman Görüşleri

www.ikizdunyasi.com

Azra Anlatıyor

www.ikizdunyasi.com

Annelere Tavsiyeler

www.ikizdunyasi.com

Ataberk Anlatıyor

Üye Girişi

En Son Yorumlar

Rastgele Fotoğraf

Anket

İkiz Anneleri Bebeklerinizi Kaç Ay Emzirdiniz?
 

Günün Sözü

Hayatta okuduğum en büyük kitap annemdir. (Abraham Lincoln).

İkiz Annesi
Akıllı Bebek'teki köşe
yazılarım için tıklayın...



 Çocuk İstismarına HAYIR!!!