Foto Galeri | Özel Okul mu Devlet Okulu mu? |
|
| 19 08 2010 | |
|
Akıllı Bebek forumumuzdaki tartışma konusu hakkında ben de bir iki kelam edeyim diye başladım, gene ipin ucunu kaçırdım. Kusuruma bakmayın. Siz de uzun cevaplar ve göremediğim noktaları yazın, ödeşelim :) Forumumuzdaki grubumuzla, bizim neredeyse son bir senedir her toplanmamızda mutlaka konuşulan konulardan biridir bu. Grubun en acelecisi, her konuyu en mıcık mıcık edeni ben olduğum için de bu soru bana çok sorulur. Ben de daha çok araştırma, okul istatistiklerini hatmetme, bu konudaki uzman görüşleri ve ciddi başarı öyküleri ile ilgilenme gibi bir görev edindim kendime. Neyse ki her zaman olduğu gibi belli bir doluluğa ulaşınca da rahatladım. Çünkü bir nokta geliyor ki ortaya kocaman bir kör düğüm çıkıyor. Her iki seçeneğin iyi ve kötü taraflarını bilerek durumu kabullenmek de en kolayı oluyor. Bu nedenle de kızıyorum bazı annelere. Tabi ki herkesin doğrusu aynı olacak değil ama “içinde varsa her yerde başarır” ya da “mutlaka özel okul olmalı iyi bir eğitim için” gibi tek cümleyi zihnine hapsedenlere... Evet üstün zekalı ve özel yetenekli bir çocuğunuz var ise siz de bunu fark edip destekleyen bir ebeveyn olursanız çocuğunuz akademik başarıyı sağlar bu doğru. Fakat ne olur bu kararı işin uzmanları versin. Çünkü çok fazla hareketli bir çocuk, çoğu tv'deki dizi furyaları sayesinde oluşan bilmiş dil, bazıları için disleksi, bazıları için hiperaktivite, hatta bazen gelişim geriliği (einstain örneklemesiyle) birçok anneye, benim çocuğum üstün zekalı teşhisi koydurtuyor. Zaten böyle bir çocuğunuz var ise gerek okul öncesi eğitim kurumu ya da ilköğretim, bu konuda sizi aydınlatıyor. Siz farkına varılmadığını düşünüyorsanız kendiniz de başvurabiliyorsunuz bu kurumlara. Sonuçta size üstün yeteneklilerin olduğu bir devlet okulu mu? Yoksa belgelerinizle başvurduğunuzda açılacak özel öğretim kurumlarının kapısı mı? bunu tercih etmek kalıyor. Ülkemizde üstün zekalılara gereken önem verilmese de 3. sınıf itibari ile bu çocukları destekleyecek kurumlar şu anda çalışıyor. Biz çocuklarımızın normal zekalı olduğunu farzederek kurgulayalım olayı. Öncelikle ilk vermemiz gereken cevap şu. Sahip olduğunuz çocuğu hayatı boyunca destekleyecek finansal kaynağa sahip misiniz? Değil misiniz? Eğer sahipseniz ister etiketi nedeniyle astronomik rakamların ödendiği, hatta çocuk doğar doğmaz ön kaydını yaptırdığınız özel bir okul seçin, ister “önemli olan herhangi bir okuldan diploma alması” deyin, “yurtdışına mı yollasam”, “benim diplomam mı vardı, bak neler başardım”ı, sizin için başarı kriterleri neyse sıralayın kafanızdan. Hatta biraz daha ileri gidip, çevrenize bolca ahkam da kesin. Ama bence iyisi mi halinize şükredin ve sukuneti tercih edin. Çünkü tabiri caizse tuzu kuru insanın, kendini karşı tarafın yerine koymaksızın eleştirileri ve önerileri, sıkıcı ve boş oluyor. Fakat başarı kriterlerini sadece para üzerine kurmayan, hem aklının hem de parasının gücünü birleştirerek faydalı insan yetiştirmenin peşinde koşan ebeveynler de çokça, haklarını yemeyeyim şimdi. Gelelim çocuğunun geleceğini finanse edemeyecek olan ailelere. Ben bunlardan ülkemizin içler acısı olan, sadece devlet politikası ile düzeltilebilecek yüzüne hiç değinmeyeceğim. Fakat bizler gibi bir kesim var ki; çocuğuna ancak iyi bir eğitim verir ise içi rahat edecek. Ben elimden geleni yaptım diyecek. Bu çocuğum el bebek gül bebek büyüsün, fanus misali bir ortam yaratayım değil. Zaten bu yaklaşım biçimi bu sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerin harcı da değil. Amaç; Ben, çocuğumun yetenekli olduğu alanları keşfedebileceği ortamları hazırlayayım. Potansiyelini çıkarabileceği bir eğitimi alması için uğraşayım. Çünkü hepimiz bulunduğumuz noktada biliyoruz ki mutlu olduğun işi yaparsan, o işte başarılı da olursun. Para odaklı bir yaşam felsefen de yoksa mutlu olduğun işte kazandığın parayla, hayatını, keyifle idame de ettirebilirsin. Önemli olan sadece fakülte bitirmek de değil. Evet azmedersen bitirirsin, ama mutlu olduğun bir işi mi yapıyorsun? İstediğin işi mi seçtin, yoksa bu şehirde ben bu bölümü bitirsem iş bulurum mantığı ile sana tad vermeyenini mi? Yeterince aydınlandın mı bu seçimi yaparken? Ya da o bitirme ve birçokları için ciddi başarı serüveni, debelenmemiş, kolayı seçmiş, fakat senin gibilerin sırtından “isteyen yapıyor”la başlayan, laf ebeliğine dönüşünce "sık gırtlağını" geçiyor mu içinden. Benim geçer valla. Fakülte bitse, çok iyi paralar da kazansan, kolay mı sanıyorsun hiçbir ek eğitim olanağından yararlanmadan bitir, cidden tırnaklarınla kazıyarak geldiğin o mesafe, ya da mutlu olmadığın bir işi seçme zorunluluğu, hiç yormaz mı insanı? Hiçbir ebeveyn kendi yaşadığı sıkıntıları çocuğu yaşasın istemez. Bu da son derece normal. Ama yaşanmamış sıkıntıların üzerinden ahkam kesmek cidden çok kolaydır. İnsanız, ben de ara sıra yaparım bunu, neyse ki kendime gelmeyi de, gerektiğinde özür dilemeyi de bilirim. Bu noktada işte "özel okul mu devlet okulu mu" özellikle eğitim altyapının oluşacağı ilköğretim kısmında devreye giriyor. Sınıf mevcudu, okulun donanımı, çevresi, özellikle öğretmen hepimizin önemsediği konular. Fakat maalesef devlet okulunda öğretmen seçme şansın çok az. Tamam bulunduğun muhitte diğer velilerin geri dönüşleri bir referans ama aynı öğretmen için 3 farklı yoruma, ben bizzat şahidim. Çünkü velilerin herbiri başka profilde. Yani senin iyi öğretmen kriterin için, senin gibi bakan bir gözün referansına ihtiyaç var. Adı şu anda her ne ise SBS başarı puanı gibi bir hesap tek kriterse, o da devlet okulları için kapıya asılan listeler üzerinden, ciddi bir araştırma gerektirir. O referanslı öğretmen senin çocuğunun başladığı seneye denk gelecek de, başka bir okul ise oraya nakil yaptırmanın türlü yollarını deneyeceksin de bunlar cidden zor işler. Fakat iyi öğretmeni bulamamak da dünyanın sonu değil. Sonuçta ebeveynlerden biri okul dışındaki zamanlarda çocuğu ile ilgilenebilirse, öğretmenin ciddi davranış problemleri de yoksa, eğitim ile ilgili birçok sorunu çözebilirsin ilkokul döneminde. Fakat tabi ki altyapının atıldığı dönem. İnsan, kendi değil, bu işin eğitimi almış, işinin ciddiyetini bilen biri bu işi yapsın da istiyor. Annenin babanın omuzlarına bir de eğitmenlik yükünü alması ne derece doğru olur, tartışılır. Doğru seçilmiş özel okulda ise bu öğretmen seçimi, o kurum tarafından yapılıyor. Çünkü nihayetinde öğretmenin başarısı kurumun başarısı. Ölçme değerlendirme işi sıkı tutuluyor. "Deneyimli öğretmen devlet okulunda, gençler az ücret aldıkları için özel"de gibi duyumlar da bana pek gerçekçi gelmiyor açıkçası. Çünkü her iki durumda da eğitimcilerin aldığı komik rakamları biliyoruz. Bir de ben mesleki eğitim gibi bir konuda olsa da 7 yıl bu işi yaptım ve öğretme becerisi, isteği, sadece deneyimle de olmuyor. Bunu hem kendimin hem de genç meslektaşlarımın sınav randımanlarından ayrıca eğitim sonrası, iş yerindeki performanlarını takip eden sürecin parçası olduğumdan biliyorum. Çünkü önemli olan sadece rakamsal karşılıklar olsa, ne öğrenmenin büyüsü kalır ne de öğretmenin yüceliği. Gerçi azalmıyor da değil. Okulun çevresi önemli. Şiddet eğiliminden, bağımlılık yapan madde satışlarına kadar. Bu tehlike özel okulda da var devlet okulunda da. İngilizce diyor birçok veli. Endişelerine hak veriyorum çünkü ben de kayıp olarak görüyorum 3 seneyi. Fakat 10 yaşa kadar da verimli olacak bir süre var. Bu dışarıdan da takviye edilebilir. Ayrıca dile yeteneğinin olması da önemli bir nokta. Kısaca, çok büyük kayıp olarak algılanmamalı bu durum. Fakat işin sosyal çevre boyutu var ki işte bu nokta en büyük karamsarlığım oluyor. Özgür Bolat takipçisiyseniz benim gibi. Hürriyetteki son yazısını okumuşsunuzdur. Orada belirttiği bir araştırma sonucundan alıntı: "Bir çocuğun ailesinin sosyo-ekonomik statüsünün, çocuğun başarısına etkisi % 8. Yani eğitimli ve zengin ailelerin çocuklarının başarılı olma ihtimali daha yüksek. Ama asıl çarpıcı bulgu şu: Bir çocuk sosyo-ekonomik statüsü yüksek aileden gelen çocukların gittiği okula gidiyorsa, bunun çocuğun başarısına etkisi tam %45. Bu büyük bir etki. Çocukların kimlerle okula gittiği son derece önemli. Okul seçimi onun için dikkatlice yapılmalı" Ben bu araştırma sonucunu bilmesem de aklımı karıştıran, kendine yakın bir çevre yerine, bu kadar kozmopolit bir şehirde, çok başka kültürlere ait insanlarla, daha kişiliğinin oturmadığı yaşlarda dirsek temasında bulunacak olmasıydı. Çünkü çocuklar özellikle de bu konularda işlenmemişse hesap kitap yapmazlar, aldıkları enerjiye bakarlar. Tamam yaşamının her döneminde farklı kişiliklerle ve kültürlerle yolu kesişecek ama ilk 10 yaşın önemi çok başka. Çünkü bu devlet okullarının büyük çoğunda, etkin bir rehberlik sistemi de yok. Ebeveyn, hafiyelik de yapmalı anlayamadığı davranış değişimleri için. Eski dokunun bozulmadığı mahalle kültürüne devam edebilenler çok şanslı. Var mı hala daha sınıftaki çocukların ebeveynlerinin büyük çoğunluğunun aynı işi yaptığı, annelerin yarısından fazlasının hali hazırda görüştüğü sınıflar. Bu kadar kalabalık ve karışık bir ortamda “elin üstünde olacak, sürekli takip edeceksin” türden laflar havada kalıyor. Ayrıca kişinin okul yaşamının, okul sonrası hayatına etkisini de düşünürüm hep. Ben kendi mesleğimde bile şahsen yaşadım bunu. Akademik kariyer ya da şirketlerde kariyer yapmayı hedeflemiş bir çevrenin yanında, kobi sahibi arkadaşlarımın da olduğu bir çevre olmuş olsa idi, eminim ki büromu yürütmek, yarı zamanlı iş bulma peşinde koşmaktan çok daha kolay olacaktı. Özellikle serbest meslek sahibi olarak bir iş yapacaksanız, ya da iyi bir girişimciyseniz, bu çevre sizin için çok önemli oluyor. Bir hukukçuyu, bir mimarı, bir mali müşaviri, herhangi bir iş alanında iyi fikirlerini parasal nedenlerle kenarda bekleten girişimcileri geçirin kafanızdan, sosyo-ekonomik düzeyi iyi bir çevrenin katkısı ne kadar yüksek olurdu işine. Tabi ki çocuğun kişiliğinden, sosyalliğine kadar bir sürü etkenler de var hesaba katmak zorunda olduğumuz. Ve şöyle bir gerçek de var, her özel okul arzu ettiğimiz kazanımları vermiyor. Çerçevesini ideolojik amaçlar üzerine oturtanı da var, çocuğa "müşteridir, veli nimetimdir" muamelesi yapanda. İşini hakkıyla yapanı çok az. Ayrıca dişinden tırnağından arttırıp, parayı denkleştirip, tüm kazancı özel okula yatırmak da aileyi ve belki de çocuğu zora sokacak bir olay. Çünkü çocuğun özel okul parasını ödeyebilmek de tabloyu iyileştirmiyor. O yaşamlara, çocuğunuz uyum sağlamak isteyecek, farklı olmak hoşuna gitmeyecek. Üzerine bir %25'de bu standarda uyum için eklemelisiniz. Burslu okuyan arkadaşlarımın hepsinden olmasa da çoğundan işitmiştim bu sıkıntıyı ki, kendilerini iyi hissetmelerini sağlayacak bir zeka güçleri de vardı. Özel okulun hayatı anlayamamış, şımarık çocuklar yetiştirdiği inancına gelince de ben buna katılmıyorum. Çünkü bence o çocukları okul değil ebeveynler yetiştiriyor. Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olanların bu konuda potansiyeli yüksek olsa da, her kesimden çıkıyor bu çocuklar ama tablo şımarık olmuyor da başka türlü oluyor. Hiç tanımadınız mı? Parasal güvencesi olmadığı halde, tembelliği seçenini, hayatındaki hiçbir şey için debelenmeyip, kolay yoldan ya da başkasının sırtından geçinmeyi yaşam biçimi olarak kabul edenini. Bir düşünün çocuğunuza en çok hangi cümleyi kurarak hitap ediyorsunuz? Nasıl seviyorsunuz onu? İnsanları eleştirirken nelerini ön planda tutuyorsunuz? Bakanın değil ama görenin görebildiği, bir çelimsiz sokak köpeği ya da mevsim şartlarına uygun giyinme olanağı bulamamış insanlar hakkında konuşuyor musunuz onunla. Şartlarınız nasıl olursa olsun, kıyafette, evde kullanılan malzemelerde, geri dönüşümü biliyor mu çocuklarınız? Çevre kirliğini anlayacak yaşta olmayabilir ama bundan üç kuruş para kazanmak için çöp kutusu içinde debelenenleri gösterip, yardım olsun diye evde ayırıyor musun çöpünü? Kaydırak ve eski oto koltuğu satıldığında, yeni bisikletini alabiliriz gibi bir hesap yapıyor musunuz onunla mesela? Öyle çok örnek var ki... Ama sen bunları uygulayamıyorsan evinde, hiç suçlama okulu. Maalesef ülkemizin şartlarında, doğru olacak okulda çoğumuz akıl birliğine varıyoruz ama tersi de dünyanın sonu değil. Ben, araştırarak, fırsatları kollayarak, peşinden koşarak, çoğu zorluğu kolay edebileceğimize inanıyorum. Sonuçta insanın kendi şartları içinde, kendince başarılı olma kriterlerine ulaşması, en önemlisi bunun için elinden geleni yapması, onun gerçek mucizesidir değil mi? Sevgilerimle, Özlem Eren |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Azra ve Ataberk'e bir anı bırakın.
Düşüncelerinizi, bizimle ve site okuyucuları ile paylaşın...
Doğum Günü Defteri
Azra ve Ataberk'in doğum günü defterine göz atın....
Sevdikleri Azra ve Ataberk'e doğum günlerinde nasıl bir hatıra bırakmış öğrenin....

![]() |
|
| Ödül, Performansı Arttırır mı? | |
| Diğer Makaleler |

Parmak Boyası Yapalı...
Paylaşımınız için teşekkürler
Okul Öncesi Kutu Oyu...
günlükler - Özlem Hanım günlüklerinizi s...
Sosyal Sigortalar Ku...
doğum izni - Merhaba benim sigorta giriş...
Ek Gıdaya Geçiş-0-1 ...
yemek yem - 13 ayl